HAFTANİN’DEKİ YJA-STAR GÜCÜ ŞAHSINDA TÜM YJA-STAR GÜÇLERİNE!

Genelde Kürt halkı, özelde de Kürt kadını özgür ve iradeli kimliğin yaratılmasında çok büyük bedeller ödemiştir ve hala veriyor. Bundan sonra da bir kültür gibi tarihin günlerini nakşediyor.. YJA-STAR Hareketine üye olmak, benim için büyük bir gurur, azim ve onurdur. Çünkü her gün, içinde kutsal ruhlu insanlar kendini feda ediyor. Yaşayan arkadaşlarsa köleliğe karşı kendilerini güçlendirme çabasındalar. YJA-STAR Örgütü binlerce güzel kızın kanlarıyla sulanmıştır. Kadının öz hareketidir, bu nedenle acı çeken kadınların umudu, kadın cesaretinin öncüsü olmaktadır. YJA-STAR kadının cesaret tanrıçası ve yalancı, zalim erkeğin cezalandırılmasıdır. YJA-STAR, özgürlük ve bağımsızlığını arayan kadının mekanıdır.

Bu nedenle ister YJA-STAR içerisinde, ister başka bir kadın örgütlenmesi içerisinde olsun, her kadro kendini bu onurdan yoksun bırakmamalı, bunu hiçbir zaman inkâr etmemeli ve değersiz görmemelidir. Bu zeminden kaçanlar ya da anlam vermeyenler özgürlükten kaçtıklarını ve özgürlük mücadelesine anlam vermediklerini bilmelidirler. Çünkü biz Kürt kadını olarak gerilla saflarında inanç, irade ve kadının öz gücünü ortaya çıkardık. Bugün de bütün diğer kadın örgütleri tanrıça Star ananın kucağında dünyaya geldi ve büyüdü. Hepimiz özgürlüğümüzün doğruluğunu arıyorsak Başkan Apo’nun perspektiflerini anlamalıyız ki şöyle diyor; “Herkes dağdan inse bile, kadın direnmeli ve özgürlüğünü aramalıdır.” Bu hepimiz için uzun ve kısa zamanlı kendini örgütlemenin temel ilkesidir. Sırtımızı günlük yaşam tarzına, genel hareketin taktik ve üstlenmesine dayamadan ya da ulusal sorunun çözümü ve sistemin içine girmeyi beklemeden bizim kadın özünü savunma konusunda şehirlerde de kadını geliştirmemiz ve onların savunma gücü olmamız gerekir. Dağda yerleşmeyi temel bir çalışma olarak ele almalı ve bütün boyutlarıyla kendimizi hazırlamalıyız. Bununla da dağlar nasıl ki Kürt halkı için kendini savunmanın ve işgalcilere teslim olmamanın mekanı olmuşsa biz de aynı zamanda Kürt kadınları olarak dağları, kadının savunma kalesi yapabilmeliyiz. Aynı zamanda dağlar Rönesans ve bir grup öncü kadronun aydınlanma mekanı olurken bu kadrolar örgütün ve toplum içerisinde örgütlendirilen kurumların doğrultusunu özgürlük ve bağımsızlık çizgisinde belirlemelidir. Yani YJA STAR ve içten gerçek özgürlüğü arayan kadınlar uzun süreli kadın özgürlük ideolojisinin savunma teminatı olmalı ve erkek egemenlikli sistemin bir mezhebi haline gelmemelidirler. Eğer böyle olmazsa kendimizi kesinlikle erkeğin zalim ve yalancı sisteminin kapanından kurtaramayız ki zaten bu sistemde kadının yararına olan hiçbir şey yoktur. Yani dağlar kadının sadece kendini kaba silahla savunduğu bir yer anlamına gelmiyor ve amacı da yalnızca ulusal sorunun çözümü değildir. Aynı zamanda dağlar kimlik sahibi kadroların ve kadın iradesinin geliştirildiği, kadın zihniyetinin aydınlatıldığı mekanlardır. Her birimiz dağlara böylesi bir anlam ve misyonu yüklemez, yaşamda kişiliğimizi buna göre büyük bir coşku, iddia ve bilinçli bir kararlılıkla donatmaz aynı şekilde kölelik ve geriliklerimize ve yine erkeğin yalancı, kurnaz, ikiyüzlü egemenliğine karşı mücadele etmezsek, ulusal sorunumuzun çözülmesi mümkün olmayacaktır. Bakın, 2003-2004’te bölgedeki siyasi ortamdan faydalanmak ve çözüme adım atmak için elimize önemli imkânlar geçti. Fakat örgütün içindeki çete ve ihanet grubu buna engel oldu. Ve hareket olarak büyük bir tehlike ile yüz yüze kaldık.

 

Bu ihanetçi grup içinde bir grup kadın da vardı. Eğer bunlar özgürlük arayışçıları olup biraz vicdanlı ve ahlaklı hareket etselerdi, etkilerini onlar üzerinde kullanıp böylesi bir ihanetin önünü alabilirlerdi. Ama tersine içteki ihanet için büyük bir güç olup ihaneti ileri bir düzeye ulaştırdılar. APO’cu hareket içinde gerek direnişte gerekse de ihanette kadının rolüne ilişkin birçok örnek var. En son örnek de Rezan ve Nujin olmuştur. Demek ki bu gösteriyor ki, böylesi durumlarda rolümüz ve misyonumuz belirleyicidir. Bunu kulağımıza küpe yapmalı, yüzeysel yaklaşmamalı ve unutmamalıyız. Çünkü ‘unutmak ihanettir.’

Çok uzun yazmak istemiyorum. Çünkü Şubat ayında her bölgede kadro konferansları gerçekleşecek ve inanıyorum ki, bu konular üzerinde benim söyleyeceklerimden daha derin tartışacak, karar ve projeler çıkartacaklardır. Ama bu konferanslar için vasiyetim şu ki; kendimizi kandırmayalım ve yeni kararlar peşinde koşmayalım. Almamız gereken bir karar var. O da şudur: acaba özgürlüğün amaçlarına göre yaşıyor muyuz, yaşamıyor muyuz? Ya da Önder APO’nun sorduğu gibi “Özgür kadın kimdir ve nasıl yaşar?” sorularına cevap vermemiz yürekten, bilinçli ve vicdanlı bir katılım göstermemiz yeterli olacaktır. Ondan sonra zaten amacında kararlı ve net olan nasıl mücadele edeceğini, nasıl savaşacağını, nasıl örgütleneceğini bilir ve kendi sistemini yaratabilir. Bu çerçevede komuta, savaşçı -ister yeni ister eski olsun- bütün arkadaşların bu konferansı yüreklerini ve beyinlerini temizlemenin bir vesilesi yapacaklarını ümit ediyorum. aynı zamanda iş başına gitmenin ve özgürlükten başka hiçbir şey düşünmeyeceklerini, şikayet etmeyeceklerini, cesaretlice başarı kararını alacaklarını umut ediyorum.

Çaba ve tecrübe sahibi olan eski arkadaşlar kendilerini nihilizmden kurtararak değer olduklarının bilinciyle hareket etmeli ve özgürlük ve örgütle sözleşmelerini yenilemeliler. Yeni arkadaşlar da kendilerini çaresiz görmemeliler. Çünkü Özgürlüğün imkânları çok fazladır; yeter ki karamsarlık, gevşeklik ve duyarsızlığa düşmesinler, anlamak ve geleceğin kadroları olmak için Önder APO ve kadından öğrenmelidirler. Kadını bir güç olarak görmeli, çabuk kırılmamalı ve geri adım atmamalıdırlar.

Biz kadınların her biri toplumdan çıkarak dağa gelmiş ve yaşamda özgürlüğü arıyoruz. Toplum içerisinde fahişelik, evlilik, intihar, okuma ve birçok farklı yol vardı, ama biz bilinçli ya da bilinçsiz bu yolları seçmedik ve bu yaşama katıldık. İşte bu noktada çok önemli bir çelişki var ki, çözülmesi gerekmektedir. Bu çelişkinin temelinde kaçış ve ihanet gerçekliği ya da yaşam içerisinde aşk ve sevgi adına kendini bir erkeğe ait kılarken erkeği de kendine mal etmek vardır. Bazı arkadaşlar da sevgi nedir ve nasıldır diye bir arayışa girmiş olabilirler. Bazıları diyor ki “bu yasak bir şeydir ve kendime bastırırsam iyidir, örgüt için çalışayım.” Bu kişilik devamında bu çelişkiden kaçmaktadır. Bazıları da diyor ki; “bir düzeyim var. Bir erkekle yaşayabilir, yüreğimde ve beynimde ona bir yer açabilirim, hem de Başkan APO, halk ve kadın için çalışabilirim.” Birçok yönüyle herkes böyle bir çelişkiyi yaşıyor. Başkan Apo’nun bu konuda görüşleri belli olmasına rağmen herkes kendine göre bir yöntemi esas almaktadır. Ben bunu temel ve önemli bir sorun olarak görüyorum. Bazı arkadaşların “bu sorun sosyal reformdan sonra ortaya çıktı” biçimindeki değerlendirmelerine katılmıyorum. Çünkü bu toplumun ve insanlığın bir sorunudur. Bu nedenle bizim içimizde ideolojik bir sorundur. Eğer geçmişte kişilik çözülmüş olsaydı, sosyal reform etkili olmazdı. Böyle bir sorun olduğundan dolayı tasfiyeci ve ihanetçi grup bu konuyu kendilerine çalışma ve güç için kaynak haline getirdiler. Bu nedenle öncelikle Başkan Apo’nun ideolojisini ve felsefesini iyi anlayın. Çünkü bu felsefe aşkın ve sevginin kendisidir. Bu felsefede ait olmak, mal olmak, tapulamak yoktur. Bu nedenle bu konularda iyi tartışın ve özlü kararlar alın, tercih edin. Eğer bu noktada Başkan Apo’ya katılarak ideolojisini özümsersek, o zaman bütün diğer konularda kesin katılırız ve önümüzde herhangi bir engel kalmaz. Çünkü Başkan Apo’da “Savaşımızın özü, aşkın ve sevginin savaşıdır” diyor. Eğer bu gün kadın ve erkek kadrolar olarak çalışmalarımız yarı yarıya sonuç alıyorsa yada hiç sonuç almıyorsa kaynağını bu sorunlardan alıyor. Bu nedenle biz aşk ve sevgiyle mücadele etmiyor ve gücümüzü amacın hizmetine koymuyoruz. Hala içimizde aşk ve sevgi bir tabu gibidir ve biz ona yabancıyız. Ya bir yasaklama ya da devrimden sonra yaşanacak bir konu olarak anlamışızdır. Tüm bu görüşlerin hepsi yarım ve yanlıştır. Bana göre de aşk ve sevgi bu yaşamda saklıdır. Bu da mücadele ve emekle görülebilir. Aşk ve sevgiyle yaşamamız için kendimize bir erkek bulmak ya da bir kadın bularak özelleştirmek şart değildir. Çünkü bir insan olarak da sevebilirsin. Çünkü biz kadın ve erkek olmadan önce insanız ya da çocuğuz. Aşkımız ve sevgimiz insan ve çocuk gibi temiz olsun. Hiçbirimiz aşk, sevgi ve duygularımızı bir kişiyle sınırlamalı ve esir düşürmemeli. Zaten benim için böyle bir süreçte bir bir erkek ya da kadın aramak, onu sevmekten bahsetmek bir gaflettir. Çünkü hâlâ zihniyet devrimi, özelde de sevgi devrimi tamamlanmamıştır. Bu nedenledir ki, iki kişi arasındaki dar ilişki sonuçta aşkı köleliğe götürmektir. Burada aşkın ve sevginin olmadığını söylemiyorum. Var ama insanda genel olmalıdır. Her kadın ve erkek için kabul ettiğim ölçüler var. Bundan dolayı herkesi sevememezlik edemem. Ama başka bir şey daha var, erkeği sevmek için koyduğum ölçüleri tümünü bir erkekte bulmam mümkün değil. Çünkü herkeste teslimiyet ve ihanete gitmek için zemin vardır. Bu nedenle diyorum ki, ne şekilde olursa olsun bir kişinin arayışında olmak gaflettir, kendini oyalamak ve zaman geçirmekten başka bir şey değildir. Bundan dolayı diyorum ki, bir erkeğe aşık olmadan önce, insanlığın, doğanın ve yaşamın aşığı olmalıyız. 
Artık karar almanın, Başkan Apo’nun ideolojisini özümsemenin zamanı gelmiştir. Yüreğinde sadece bir erkeğin ya da bir kadının yeri olan birisinin bir halkın ve Önderinin yaşamasına yol vermesi mümkün değildir. Eğer yer verse bile bu güçlü olmayacak ve gün gelecek kopacaktır. Doğrudur, insan karşısındakinden etkilenir ve etkiler. Bu inkâr edilemez. Burada önemli olan savaşma sanatıdır. Duygularından kaçmama fakat ona karşı da yenilmeme ve teslim olmamaktır. Öyle olursa karar sahibi ve istikrarlı bir kişilik çıkar. Bu da her gün kendini yenileyerek gelişir. Bu yönüyle beni yanlış anlamayın. Ve “Viyan arkadaş kişilik sorununu çözerek özgür bir kadın olmuştu.” İstemiyorum. Şu bir gerçek ki, insan yaşadığı sürece mücadele etmeli, kişiliğini küçülmesine ve köleliğe doğru gitmesine izin vermemelidir. Benimde bir kadın olarak geleneksel yanlarım var. Ancak duygularımdan kaçmamayı kendime her zaman esas aldım ve onlara hiçbir zaman yenilmedim, teslim olmadım. Aynı şekilde mücadele içerisinde bir erkek arkadaşın benden etkilendiğini ve bunun onun mücadelesinde zayıflamasına neden olmuşsa kendime çok öfkelenmiş ve kendime karşı bir sorgulama içine girmişimdir. Çünkü bir Kürt, bir kadın olarak bir devrimciyi geliştirebilirim ama bir insanı mücadeleden uzaklaştırma hakkına sahip değilim.

Sonuç olarak bir kadın olarak Başkan Apo’nun gerçekliğine, halka, tüm özgürlükçü kadınlara ve siz sevgili yoldaşlara, Haftanin’deki kadın gücüne, YJA-STAR güçlerine ve bütün mücadele eden yoldaşlarıma özeleştirimi veriyor, eğer bir eksikliğim olmuşsa ya da sizi üzmüşsem hepinizden özrümü istiyorum. Burada mektubumun bu bölümüne son veriyorum. Kadro konferansının ve bütün mücadelenin başarıya ulaşacağına olan inancımla, hepinizi kadın duygularımla içten selamlıyor ve sizi tek tek öpüyorum.

27.01.2006