Mavinin dünyasında yüzebilmenin sırrı sonsuzluk gizeminin derinliğindedir. Mavinin rengi ile buluşuyordu her gün. Çünkü mavi özgürlüktü. Sen denizin habercisinden alıyordun gücünü. Gökyüzünün yüceliğinden alıyordun.
Kendi dünyası gibi gözleri de mavi ve sadeydi.
Giden bütün arkadaşların bende bıraktığı etkiyi ifade etmek benim için çok zor. Nereye baksam onları görüyorum. Onları her gün yaşıyorum. Bazen onlar ben oluyor bazen de ben onlar oluyorum. Hep birbirimiz oluyoruz. Belki de beni hayata bağlayan kutsallıklardır onlar. Ağaçlarda açan tomurcuk, kırlarda yeşeren çiçektir onlar. Onların bana verdiği umutlarla yaşıyorum.
Bir yoldaşı tanımanın en iyi yolu onunla birlikte yaşamaktır. Yaşamak ise paylaşmaktır. Paylaşmak ise bireyi turnusol kâğıdı gibi netleştiren bir büyük değerdir.
Lameç vadisinde yaşanan kahramanca direnişin şehitlerinden biri de Botan arkadaştır. Anlamlı ve özgür bir yaşamın örülmesi için yiğitlere ihtiyaç duyulur. Kendisini bu yaşama adamış, ölümüyle yaşamı yaratmayı başaran kişiler kahraman ve yiğittirler.
“Şehitlerimiz; Hayatı hayat yapanlarımız, acıya birlikte güldüğümüz, sevince sevinç katanlarımız, umudumuzu çoğaltan ve geleceğimize gül taşıyanlarımız…”
Tarihin akışında gerek insanlık için gerekse bir sistem için olsun; şayet gerçeklerin dilinde bir ihanet yaşanmak istenmiyorsa, olay ve olguları buna yön verenlerin bakış açıları, erdemleri ve bir halkın ifadesinde ne anlam taşıdıklarını bilerek ele almak önemlidir. Tarih, ezenlerin insafına bırakılırsa iyi bilinmeli ki, o da kendi acımasızlığında er ya da geç mutlaka son sözünü bir biçimde söyleyecektir.
Ne yazacağım bu yazı, ne de ardından akıtacağım gözyaşları sana duygularımı ifade edebilir Azad yoldaş. Elime her kalemi aldığımda, “Ortadoğu’nun acılarını, gözyaşlarını mı yazsam yoksa bir ana tanrıça gibi acı çeken yüreğini mi yazsam?” diyorum. Halepçe katliamıyla artan Kürt halkının ızdıraplarını mı, yoksa güneş gibi doğan ve karartılamayan ilk umut kurşununu mu yazsam bu özgür dağların uçurumlarına?
İşgal, katliam ve göçün gölgesi bin yıllardır, Kürdistan üzerinde kara bulutlar gibi dolaşmıştı. Ta ki tüm kara bulutları parçalayacak ışığın doğuş gününe kadar. Bu ışık o kadar yakıcıydı ki tüm geri zihniyetlere bir darbeydi. Işık o kadar yakıcıydı ki, toprak ananın bağrında büyük bir coşku ve heyecanla tohumlar fışkırmış, çiçeğe durmuş ve tüm insanlığı doyuracak meyveye dönüşmüştü.
Kürtlerin özgürlük istemlerine dağlarımız her zaman cevap olmuş ve özgürlük savaşçılarına hep kucak açmıştır. Tarihten beri bu böyledir. Sayısız mücadele ve isyanlara tanıklık etmiştir dağlarımız. Efsanelerde dağlarımızın adı geçer. Cudi, Zagros, Cilo, Munzur sadece bir kaçıdır. En büyük gururumuz da dünyaca meşhur Ağrı dağımızdır.








